Tahmini okuma süresi: 8 dakika

İntihar, kişinin niyetini bilerek yaptığı ve çeşitli derecelerde ölümcül olan bir eylemdir. Kişinin kendi hayatına son verme fikrinden bunu gerçekleştirme eylemine kadar uzanan süreç tek yönlü değildir.69 Son yıllarda Dünya Sağlık Örgütü tarafından yayınlanan ICD-10, intihar ve intihar girişimlerini iki gruba ayırmıştır. Gerçek intiharlar ölümle sonuçlanırken, ruhsal bozukluklara eşlik eden intihar girişimleri, bireyin kendini yok etmesi, zarar vermesi ve zehirlemesi gibi intihar girişimlerini ve ölümcül olmayan tüm çabaları kapsamaktadır.

DSM-5 komitesi “İntihar davranış bozukluğunu” daha fazla araştırma gerektiren bir tanı bulgusu olarak kabul ettiğinden, gelecekteki çalışmaların ve yayınların bu tanımla ilgili olacağı varsayılabilir. Dolayısıyla DSM-5 kriterlerine, çocukluk ve ergenlikte intihar kılavuzunun bir sonraki revizyonunda (DSM-5’te İntihar) atıfta bulunulabilir.

Gerçekliği tanımlamak için, üzerinde uzlaşılan aşağıdaki ifadeler kullanılır;

  • İntihar düşünceleri veya fikirleri, kişinin kendi eylemleri yoluyla kendi hayatına son verme fikrini ifade eder.
  • İntihar dürtüsü, kişinin kendi kontrolü dışında hayatına son verme hissini ifade eder.
  • İntihar planı, kişinin kendi ölümünü tasarlamak için bir intihar fantezisi ve atacağı somut adımlar oluşturarak yaptığı bir planı ifade eder.
  • İntihar eğilimi, intihar düşünceleri veya arzuları belirtilmişse kişinin taşıdığı intihar riskini ifade eder.
  • Ölümcül olmayan, bilinçli olarak potansiyel zarar verici davranış, intiharla veya intihar girişimiyle sonuçlanabilecek davranışları ifade eder.
  • İntihar, ölme niyetiyle kendine zarar vererek kasıtlı olarak karar verilen bir ölüm şeklidir.
  • İntiharın bir girişim olarak kaldığı durumlarda, kişi fantezi veya plana bağlı olarak tekrar girişimde bulunabilir. Bu nedenle kişinin geçmişinde bir intihar girişimi olması durumunda önlem alınması önemlidir.
  • Kişinin niyeti ve davranışlarını ayırt edebilmek için kendine zarar verme eğilimi incelenmelidir. Başlangıçta zararsız olan bu potansiyelin ölümcül hale gelmesini önlemek için kendine zarar verme dürtüsünün derecesi belirlenmelidir.

Ancak kendine zarar verme, duyusal ve davranışsal sorunlarla birlikte ortaya çıkabilir. İntihar girişiminin ilerleyişi ve yaklaşımı birlikte değerlendirildiğinde, ruhsal sorunların göstergeleri tespit edilebilir.

Kişinin hikayesinde, birçok intihar girişimiyle birlikte uzun süredir devam eden umutsuzluk halinin kronikleştirilmesine ek olarak, analiz edilmesi gereken yakın tarihli bir intihara ilişkin düşünceler ve planlar olabilir.

İstatistiksel Sayılar

Teşhis zorlukları nedeniyle, intihar girişimleri 1965 yılından bu yana Avusturya Federal Kriminal Polis Bürosuna bildirilmediğinden, intihar girişimleri hakkında kesin istatistiki verilere ulaşmak zordur. Tamamlanmış bir intihar sadece istatistiksel olarak kaydedilmekle kalmaz, aynı zamanda cezai soruşturma tarafından intihar olduğu kesin olarak belirlendiğinde de bu şekilde sayılır.

1960’lar ve 1970’lerde yapılan anketler, batı sanayi ülkelerindeki gençlerin intihar oranlarında önemli bir artış olduğunu göstermiştir. Bu sayı 1980’lerde durağanlaşmış, ancak 1990’larda çoğu Avrupa ülkesinde tekrar yükselmiştir. Genel olarak, bugüne kadar çocuklar ve ergenler arasındaki intihar oranında bir düşüş olmuştur.

Uluslararası karşılaştırma için, DSÖ düzenli aralıklarla dünya çapında tahmini intihar sayılarına ilişkin veri setleri yayınlamaktadır. 2016 yılında Avusturya’da 10-14 yaş arası her 100.000 kişide tahmini intihar oranı 7,8’dir. Genel olarak, İskandinav ve Slav ülkelerinde 100.000 kişi başına düşen tahmini intihar oranı 15-19 yaşındakiler arasında biraz daha yüksek, güney Avrupa ülkelerinde ise biraz daha düşüktür.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, dünya genelinde her 40 saniyede bir intihar sonucu ölüm gerçekleşmektedir. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 800.000 kişi intihar nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Dünya genelindeki tüm ölümlerin yaklaşık yüzde 1,4’ü intihardan kaynaklanmaktadır. İntihar oranlarının en yüksek olduğu gelişmekte olan ülkelerde intihar riski diğer ülkelere kıyasla daha yüksektir. Çoğunlukla gelişmiş ülkelerin en düşük intihar oranlarına sahip olması dikkat çekicidir. Risk faktörleri intihar girişiminde bulunan her birey için geçerli olmakla birlikte, bu faktörler her yaş grubu için de farklılık göstermektedir. Bu nedenle çocuklar, gençler ve yaşlılarda intihar girişimi sayısında artış görülmektedir. Ayrıca bu bireylerin intihar etmek için kullandıkları yöntemler de yaş gruplarına göre farklılık göstermektedir.

Toplumsal cinsiyet boyutları

İntihar yöntemleri cinsiyete ve yaşa göre değişmektedir; 15-24 yaş arası hem erkek hem de kadın gençler arasında en sık kullanılan yöntem asıdır, bunu yüksekten atlama izlemektedir. Üçüncü sırada erkek ergenlerde kendini hareketli nesnelerin önüne atma, kız ergenlerde ise ilaç zehirlenmesi yer almaktadır. Bununla birlikte, intihar yönteminin seçimi kullanılabilirlik (örn. ateşli silahlar, ilaçlar), erişilebilirlik (örn. yakın raylar, yüksek binalar) ve kültürel unsurlara da bağlıdır. İntihar girişimlerinde zehirlenme ağırlıklı olarak “düşük riskli” bir yöntem olarak görülmektedir. Ergenlik döneminde ölüm veya intihar düşünceleri oldukça yaygındır. Yine de, yetişkinlerin aksine, gençlerin bu düşünceleri somut intihar planlarına dönüştürme olasılığı önemli ölçüde daha düşüktür. Bununla birlikte, erken intihar davranışının, özellikle bu davranışı takip eden ilk 12 ay içinde intihar davranışının önemli bir belirleyicisi olması endişe vericidir.

Erkeklerin intihar sonucu ölme riski kızlara kıyasla üç ila dört kat daha fazladır. 20 yaşına kadar olan erkek ergenlerde intihar girişimi oranı yaklaşık 1:12, kız ergenlerde ise 1:39’dur. Erkek ergenlerin intihar girişimleri daha dürtüsel ve daha az kasıtlıdır. Çalışmalar, kadınların erkeklere kıyasla daha fazla intihar girişiminde bulunduğunu göstermiştir. Bununla birlikte, tamamlanmış intihar vakalarında istatistiksel olarak erkeklerin kadınlardan daha fazla temsil edildiği görülmektedir. İnsanların %20-30’unun önümüzdeki 10 yıl içinde tekrarlayan SA yapacağı ve bunların yaklaşık %10’unun intihar ederek öleceği kanıtlanmıştır. En yüksek intihar riski, intihar girişiminden yarım yıl sonra ortaya çıkmaktadır. Ergenler arasında en fazla intihar riski 16 yaş ve üzeri ergenlerde görülmektedir.

Ergenlik ve çocukluk dönemi

İntihar, trafik kazalarından sonra 15-20 yaş arası gençler arasında en yaygın ikinci ölüm nedenidir ve bunu uyuşturucuya bağlı ölümler izlemektedir. Kanser gibi ölümle sonuçlanabilecek tüm fiziksel hastalıklar bu yaş grubunda daha az görülmektedir. İntihar ile yaş arasında doğru, girişim sayısı ile ters orantı olması dikkat çekicidir. Cİ sayısı, kişinin duygusal durumunun en çalkantılı olduğu ergenlik döneminde en yüksektir.

Literatür incelendiğinde, çocuklarda intihar ve intihar girişimi oranlarının oldukça düşük olduğu görülmektedir. Çocukların henüz olgunlaşmamış ruhsal yapılarının intihar kararı vermelerini engellemesi, çocukluk döneminin daha bağımlı bir dönem olması ve ailenin çocuğa karşı daha duyarlı olması bunun nedenlerinden bazılarıdır. Ancak yine de çocuklarda intihar girişimleri görülmektedir.

Açıklayıcı teoriler

Bu karmaşık intihar davranışları dizisindeki faktörlerin bir bütün olarak açıklanmasına ihtiyaç vardır. Önceki ruhsal hastalıkların, sosyal krizlerin ve aile içi etkilerin etkileşimlerini betimlemek ve sonuçların öngörülmesini sağlamak için çeşitli modeller oluşturulmuştur.47,78 Bunlardan bazıları aşağıdaki gibi tanımlanabilir.

Sosyal yönelimli teoriler: Durkheim (1897) tarafından yaklaşık 100 yıl önce yapılan çalışma, insanlık tarihi kadar eski olan intihar olgusuna yaklaşımın ne kadar uzun sürdüğünün somut bir göstergesidir. Durkheim’a göre intihar, birey ve toplum arasındaki çatışmalardan ve ilişki bozukluklarından kaynaklanmaktadır. Topluma bağlılık oranı yüksek olan kişilerde intiharların grupla özdeşleşemeyenlere göre daha az olduğunu, evlenmemiş ya da boşanmış kişilerde intihar oranının evli ve dindar olanlara göre daha yüksek olduğunu açıklamıştır. Ekonomik kriz ya da savaş yenilgisi sonrası gibi toplumsal değerlerin bozulduğu dönemlerde intiharların arttığı tespit edilmiştir. Durkheim bu bulgulardan, kişinin kendini özdeşleştirdiği toplumsal grupla bağlarının zayıflamasının ve grubuna yabancılaşmasının intiharlar için temel etken olduğu sonucuna varmıştır.96
Freud (1910) intihar üzerine iki tez öne sürmüştür. Birinci hipoteze göre intihar, depresyondaki kişinin nefret ettiği ya da çok sevdiği ve kaybettiği nesneden kurtulmak için seçtiği bir kurtuluş yoludur, çünkü ilgisizlik depresyonda çok ileri gitmiştir. İkinci hipotezinde ise kişi, aşırı derecede artan toplam statüsü nedeniyle intihar ederek kendini yok eder.

Menninger (1938) “İnsan Kendine Karşı” adlı kitabında intiharı, bireyin başkalarına duyduğu öfkenin neden olduğu kendini öldürme arzusu olarak tanımlamıştır. Bu görüşe göre, birey başkalarına duyduğu öfkeyi kendine yönelterek kendini cezalandırmaktadır. Menninger’e göre intihar eden birey üç temel güdüyle hareket eder: öldürme arzusu, öldürülme arzusu ve ölme arzusu. Menninger’e göre intihar ederek kendini öldüren birey bilinçsiz bir ölme arzusuna sahipken, intihara meyilli kişi bilinçsiz bir ölmeme arzusuna sahiptir.99,100

Üç noktada açıklanan Pöldinger modeline (1968) göre, intiharın kendisi gerçekleşmeden önce intihar gelişiminin aşamaları vardır. Değerlendirme aşaması, intihar düşüncelerinin ortaya çıkmasıyla karakterize edilir ve ardından kararsızlık hakim olur. Bu kararsızlık kişinin kendi canına kıyması ile hayatını değiştirmesi arasında ortaya çıkar.

Ringel (1976) intihar eden bireylerde özel bir klinik tablonun varlığını savunmuştur. “İntihar Öncesi Sendrom” olarak adlandırdığı bu tablo, bireysel yetersizlik, umutsuzluk, olumsuz yargılar ve kişilerarası ilişkilerde geri çekilmeyi içerir. Ölüm düşüncesi yoğunlaşır ve intihar planları eyleme dönüşür.

Aynı düzlemdeki bir başka modele göre, Sonneck (1997) ve arkadaşları intihar kararlarının temelinde gerçekçilikten ziyade narsisistik veya depresif güdülerin aranması gerektiğini savunmaktadır.

Shneidman (1993) intihar eden hastalarda en önemli karakteristik semptomun net bir şekilde tanımlanması gerektiğini vurgulamıştır. Shneidman’a göre intiharlarda bir çözüm arayışı vardır. Ana hedef, bilincin geçici olarak ortadan kaldırılmasıdır. Bu vakalarda duygusal bir umutsuzluk hali ve bilişsel bir dengesizlik vardır. Duygusal alanda aşırı kasılma veya yorgunluk oluşursa bireyin hareket kabiliyetinde ciddi bir düşüş gözlenir. Kişiler arası ilişkilerde ve davranışlarda aşırı bir azalma meydana gelir ve intihar etmek isteyen ya da intihar girişiminde bulunan bireyde yaşam boyu süren bir inatlaşma hali gözlenir. Her girişim intihar riskini aşırı derecede artırır. İntihar düşüncesi ile ne kastedildiği özellikle ergenlik döneminde araştırılmalıdır. Kişinin iç çatışmasını görünür kılma isteği olabilir. Bu şekilde dürtüsellik kolaylıkla intihar düşüncesine yol açabilir. Bireyin kullandığı iletişim biçimi, bilişsel esnekliğine, çözüm geliştirme kapasitesine ve aldığı destek düzeyine bağlı olarak değişebilir.

İntihar düşünceleri, romantik etkileşimlerdeki hayal kırıklığı ve gencin akranlarıyla olan yoğun arkadaşlık ilişkileri, okul ve aile ile uyumsuzluk gibi çatışmalar tarafından tetiklenebilir. Schmidtke modeli ayrıca ergenin sınırlı kaynaklarına da vurgu yapar. Bireyin intiharı, içinde bulunduğu stresli ve zor duruma karşı öznel bir çözüm olarak gördüğünü iddia eder.

Risk faktörleri

Öncelikle, intiharın etiyolojisinin birden fazla faktörün bir araya gelmesinin bir sonucu olarak görülebileceği söylenebilir. Genellikle intiharı etkileyen tek bir faktör yoktur.
DSÖ, intihar davranışı için bireysel düzeyden sağlık sistemi düzeyine kadar uzanan beş risk faktörü tanımlamaktadır.92
1. Bireysel faktörler: Genetik ve biyolojik yatkınlık, akıl hastalığı, intihar girişimi öyküsü, ailede intihar öyküsü, bilişsel olgunlaşmamışlık, dürtüsellik, umutsuzluk, iş kaybı veya ekonomik kayıplar, alkol/madde bağımlılığı, kronik ağrı.
2. İlişkisel faktörler: İlişki sorunları, anlaşmazlık veya ayrılık, sosyal izolasyon, sosyal destek eksikliği.
3. Çevresel faktörler: Travma, istismar, ayrımcılık, stres, afetler, kültürel yabancılaşma veya yerinden edilmeye bağlı savaş ve çatışmalar.
4. Sosyal faktörler: Yardım arama davranışının toplum tarafından olumsuz etiketlenmesi, medyanın intihara uygunsuz bir şekilde dahil olması, intihar araçlarına kolay erişim.
5. Sağlık sistemi faktörleri: Sağlık hizmetlerine erişimde zorluk.
İntihar davranışı için risk faktörleri yakın ya da uzak, değiştirilebilir ya da değiştirilemez olabilir. İntiharı önleme çalışmalarında amaç, bireysel ve toplumsal düzeyde koruyucu faktörleri güçlendirmek ve değiştirilebilir risk faktörlerini azaltmaktır.

Uzak risk faktörleri kişiyi intihar davranışına yatkın hale getirir. Genetik faktörler, ailede intihar öyküsü, erken yaşta yaşanan olumsuz yaşam olayları, epigenetik faktörler, kişilik özellikleri, bilişsel tarzlar, kronik madde kullanımı uzak risk faktörleri arasındadır. Bunlar cinsiyet, güncel stresli yaşam olayları ve çevresel destek sistemleri tarafından yönetilmektedir.

Yakın risk faktörleri arasında yaş, diğer sosyo-demografik faktörler, sosyal destek sistemleri, sosyal çevre, dini/manevi inançlar ve alkol/madde kullanımından etkilenen intihar düşünceleri, umutsuzluk, yakın zamanda yaşanan olumsuz yaşam olayları ve aktif psikopatolojinin varlığı yer almaktadır.

İntiharda risk faktörleri biyolojik, psikolojik, psikiyatrik ve sosyal faktörler olarak da sınıflandırılmaktadır.

Ergenlerde intihar girişimleriyle ilgili biyo-psikolojik çalışmalarda, risk faktörleri arasında sıklıkla psikiyatrik sorunlardan bahsedilmektedir. Şu psikiyatrik sorunlar risk faktörü olarak rol oynayabilir: depresyon ve anksiyete bozuklukları, umutsuzluk, muhalif bozukluk ve davranış bozuklukları, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), alkol ve madde bağımlılığı, çocuklukta fiziksel ve cinsel istismar deneyimleri ve travma sonrası stres bozukluğu. Ayrıca, LGBTQ bireylerin gençliğinde intihar riskinin arttığı gözlemlenmiştir.

Bu araştırmada, özellikle sosyal psikoloji açısından, ergenlerde intihar girişimlerinde aile ile ilgili risk faktörleri arasında; aile sorunları ve aile içi şiddet, ailede intihar öyküsü ve psikopatoloji, aile içi iletişim eksikliği ve aşırı kontrolcü ebeveyn tutumları yer almaktadır. Diğer faktörler arasında geçmişte intihar girişimi öyküsünün olması, yetersiz sosyal destek, okul sorunları ve zayıf arkadaşlık ilişkileri ve akademik başarısızlık yer almaktadır.

Risk faktörleri arasında ayrıca iki veya daha fazla hafta boyunca neredeyse her gün devam eden enerji eksikliği, daha önce sevilen aktivitelere karşı ilgisizlik, kişinin sevdiği bazı eşyaları başkalarına vermesi, ilişkilerden çekilme ve izolasyon ve kendini cezalandırma (örn. sigara ile yakma, saç çekme) yer almaktadır. Bu bakımdan, intihara meyilli ergenlerin tanınmasında tüm doktorların risk faktörleri hakkında bilgi sahibi olmasında fayda vardır.

İntihar girişimi öyküsü olan bireyler önemli ölçüde intihar riski taşımaktadır. Bu risk özellikle tedaviye rağmen direnç gösteren bireylerde yüksektir. Aile üyelerinden birinin intihar ederek ölmesi durumunda, aile bağlamında düşük benlik saygısının intihar girişimleri ve fikirleri ile artan bir şekilde ilişkili olduğu belirlenmiştir.

Bireylerin okul çevresinde yaşayabileceği zorluklar ile intihar riskinin artması arasında pozitif bir ilişki vardır. Bununla birlikte, bireylerin okulu bırakması ve yeterli sosyal kaynaklara sahip olmaması intihar riskini artırmaktadır. Gençlerde intihar girişimlerinin özellikle akşam saatlerinde ve Pazar ya da Pazartesi günlerinde gerçekleşmesi, yukarıda bahsedilen karmaşık mozaiğin dinamiklerine ışık tutmaktadır.

Facebook Yorumları