Tahmini okuma süresi: 3 dakika

Fransızcada; Déjà vu, zaten görülmüş, daha önceden görülmüş manasındadır.

Bilim literatüründe deja vu ilk defa 1928 yılında Edward Titchener’ın Bir Psikoloji Kitabı isimli kitabında tanımlanmıştır. Dr. Titchener, durumu şöyle izah etmektedir:

Beyin, bir deneyime yönelik olarak tam bir algı üretmeden önce, kısmi bir algı yaratır. İşte bu kısmi algı, daha önce deneyimlenmiş bir olay olduğu hissi yaratmaktadır.” 
Bilim camiasında deja vu, popüler kültürdekinin aksine geleceği görme veya müneccimlik olarak değil, hatırlanan veya oluşturulan bir anıda meydana gelen ve yeniden yaşanmışlık hissi uyandıran bir hafıza hatası olarak görülmektedir. 2004 yılında yapılan bir araştırmaya göre, her 3 insandan 2 tanesi ömründe en az 1 defa deja vu görmüştür.
1928’den bu yana konuyla ilgili birçok hipotez ileri sürülmüştür. Bunlardan en güçlüleri ve deneysel arkaplana dayananları hafıza ile ilişkili olan hipotezlerdir. 1941 yılında yapılan bir araştırma, deja vu’nun nasıl oluştuğunu güzel bir şekilde göstermektedir: Dr. Banister ve Dr. Zangwill, deneklerine bazı materyaller göstermiş ve onları öğrenmelerini istemiştir. Sonrasında, hipnoz yöntemiyle hipnoz-sonrası bilinç kaybı hali yaratmışlardır; böylece, hipnoz öncesi gösterilen materyallerle olan hafıza bağlantılarını zayıflatmayı hedeflemişlerdir. Daha sonrasında, deneklere hipnoz öncesinde gösterdikleri materyalleri yeniden göstererek, ne hatırladıklarını sormuşlardır. 10 denekten 3 tanesi, bu materyalleri daha önce gördüğünü, ancak nerede gördüğünü hatırlayamadıklarını ve deja vu yaşadıklarını söylemiştir.
Benzer şekilde, 2008 yılında Dr. Cleary tarafından yapılan bir araştırmada, deja vu’nun hafıza tiplerinden “benzerliğe dayalı tanımlama” ile ilgili olduğu gösterilmiştir. Sonrasında, 2012 yılında yapılan ve sanal gerçeklik kullanılan deneylerde, bu tip hafızanın gerçekten de deja vu ile yakından ilişkili olduğu ispatlanmıştır. Sanal gerçeklik içerisinde, o anda gösterilen bir sahnenin genel hatları, daha önceden görülen ancak tam olarak hatırlanamayan bir sahnenin genel hatlarıyla belli bir ölçekte uyuşuyorsa, kişi deja vu yaşadığını düşünmektedir.
Yapılan bazı diğer çalışmalar da, bu sonuçları farklı yönlerden desteklemektedir. Beynimiz, mükemmel çalışmaz. Dolayısıyla, sıklıkla hata yapar ve hafızada var olan bilgiler bozulabilir, çarpıtılabilir ya da silinebilir. Kimi zaman, hafızamızda yer eden bilgiler, şifreli bilinç kaybı (cryptoamnesia) denen bir sebeple büyük oranda silinebilir; ancak bir kısmı korunur. Daha sonra, benzer durumlarda bulunulduğunda, bu silik anı yeniden hatırlanmaya çalışılır, fakat bilgiler silindiği için tam olarak hatırlanamaz. Bu durumda da, deja vu yaşanır.
Kimi bilim insanları, deja vu’nun iki beyin lobu arasında verinin işlenme hızındaki mikrosaniyelik farklardan da kaynaklandığını ileri sürmüştür. Bir veriyle karşılaştığımızda, beynimizin sol lobu da, sağ lobu da bu veriyi kendi yapısı dahilinde işler. Normalde bu, neredeyse eşzamanlı olarak gerçekleşir. Fakat iki lobu birbirine bağlayan corpus callosum isimli köprüdeki nöral ağlarda meydana gelen aksama, iki tarafın verilerinin zamansal olarak birbiriyle örtüşmemesine neden olabilir. Bu da, esasında belki de 1 mikrosaniye önce sol beynin algıladığını, sağ beyin 1 mikrosaniye sonra algılamasına neden olur. Bu, şahısta aynı olayın iki defa, aralarında 1 mikrosaniye fark olacak şekilde algılanmasına neden oluyor olabilir. Dolayısıyla, esasında olay sadece 1 mikrosaniye önce olmuş olmasına rağmen, şahıs bunu iki defa işlediğinden deja vu yaşadığını düşünüyor olabilir. Oldukça mantıklı olan bu açıklama, tam olarak ispatlanamadığından bilim camiasında pek kabul görmemektedir; ancak araştırmalar sürmektedir.
Son olarak, deja vu’nun bazı hastalıklarla ilişkisi olmasından da söz etmekte fayda var. Tarih boyunca deja vu, şizofreni, anksiyete ve kişilik bozukluklarıyla ilişkilendirilmiştir. Ne yazık ki, bu hastalıklarla ilişkisi tam olarak ortaya konamamıştır. Fakat yan lop epilepsisi (temporal lobe epilepsy) isimli bir hastalıkla, doğrudan ilişkisi olduğu keşfedilmiştir. Bu ilişkiyi irdeleyen bilim insanları, deja vu’nun aşırı nöral elektrik boşalması sonucu oluştuğu fikrini ileri sürmüşlerdir. Normalde, epileptik olmasa da, her insan orta düzeyli epileptik nöbet geçirebilir. Bu tip bir elektrik boşalması, herhangi bir bireyde hafıza hatalarını doğurabilir ve deja vu’yu tetikliyor olabilir. Deja vu’nun görülme sıklığının, 10. kromozom üzerinde bulunan LGII isimli bir genle de alakalı olabileceği düşünülmektedir. Bu geni taşıyan insanlarda, orta düzeyde epilepsi durumu görülebilir.
Sebebi her ne olursa olsun, “parapsikoloji sahtekarları”nın iddiası gibi müneccimlik, peygamberlik veya doğaüstü herhangi bir diğer olayla ilgisi olmadığı oldukça açıktır. Sinirbilimsel araştırmaların her geçen gün güç kazanmasıyla, bu tip tam açıklanamamış biyolojik unsurlar da gün ışığına çıkarılmaktadır. Örneğin, kullanılan bazı ilaçların sinirler üzerindeki etkisinin, deja vu’yu arttırdığı gözlenmiştir. Dolayısıyla, yediğimiz besinlerin sinirler üzerindeki etkisi bile, bu olayları açıklayabilir.
Ayrıca bakınız;
  1. jamais vu
  2. Presque vu
  3. Deja entendu
  4. Reja vu
Hazırlayan: 
Kaynaklar ve İleri Okuma:
  1. ÇMB (Evrim Ağacı)
  2. Current Directions in Psychological Science
  3. British Journal of Psychology
  4. Consciousness and Cognition
  5. Wikipedia
Facebook Yorumları