Reiki: Usui’nin Bir Halüsinasyonu Mu?

Reiki “Alternatif Tedavilerin” en yaygın olan türlerinden bir tanesidir, ancak bir inanç sistemi değildir. Bazı insanlar bu şifa tekniğinden haberdar değildir, ama genelde Çakralar konusunda bilgi sahibi olanlar bu tekniği de bir şekilde duymuşlardır. Çakralar konusunda yazdıklarımızı buradan okuyabilirsiniz. Bu yazımızda kısa bilgiler vererek Reiki’nin neden bilim-dışı olduğunu direkt anlatmak yerine, kapsamlı bir araştırmayla yapabileceğimiz tüm eleştirileri paylaşmayı amaçladık.
Ruhsal çalışmalarda yer alan ve bir şifa tekniği olarak bilinen Reiki (“Rey-Ki” diye okunur) “her yerde olan (Rei) ruhsal yaşam enerjisi (Ki)” olarak tanımlanmaktadır. Bu bahsedilen enerji Japonlarda “Ki” ve Çinlilerde “Qi” olarak bilinmektedir ve tükenmeyen, iyileştirici gücü olan ve olumsuz bir etkisi olmayan bir enerji türü olarak tanımlanmaktadır. Tabi bu tarz enerjiler daha çok New Age (Yeni Çağ) akımıyla uğraşanlar tarafından dile getirmektedir ancak bu konuda bilimsel veriler bulunmamaktadır. Bu enerjiyle ilgili yaptığımız bir çeviriyi buradan okuyabilirsiniz. Reiki uygulamalarında aynı zamanda nefes teknikleri, kristaller, aura, tapping (tıklama, hafifçe vurma), bakma, dokunma ve üfleme yer almaktadır, ancak bunların her zaman ya da hep beraber kullanıldığı da söylenemez.
Söylenenlere göre Reiki’deki teknik aslında yeni olmaktan çok 2500 sene evvel Tibet’te yer alan yazılı öğretilerde görülmektedir. Günümüzde ise popülerleşmesini sağlayan kişi 19. yüzyılda yaşamış olan Dr. Mikao Usui’dir. Ancak burada önemli bir ayrım bulunmaktadır, o da Reiki’nin iki çeşidinin olduğudur:
(1) Geleneksel Japon Reiki’nin türleri: Usui Reiki Ryōhō Gakkai, Reidō Reiki Gakkai, Kōmyō Reiki Kai, Jikiden Reiki
(2) Batı Reiki’nin türleri: Usui Reiki Shiki Ryōhō, Usui/Tibetan Reiki, Gendai Reiki Hō
Bu iki türde de toplamda üç derece bulunmaktadır: Birinci, İkinci ve Master dereceleri.
Birinci Derece (Shoden, yani Giriş Öğretileri): Basit teorileri ve talimatları öğretir. Hoca öğrenciye birkaç uyumlama verir. Öğrenciler vücudun nerelerine el konulması gerektiğini öğrenir. Bu kurs bittiğinde, öğrenciler hem kendilerini hem başkalarını iyileştirme tekniklerini öğrenmiş olur. Kursun süreçleri Reiki Masterına bağlı olarak değişir.
İkinci Derece (Okuden, yani İçsel Öğretileri): Öğrenciler birkaç sembol öğrenir. Bu sembollerin gücüyle Reiki gücü arttırılır, ve sonraki aşamalarda Uzaktan Uyumlama öğrenilir, yani özetle iyileştiren ve iyileştirenin aynı yerde bulunmasına gerek yoktur. Usui döneminde öğrencilerin birçoğu bu derece için 10, bazende 20 sene çalışmışlardır, ve birçoğu üçüncü dereceye katılmamıştır.
Üçüncü Derece (Shinpiden, yani Mistik Öğretileri): Bu Master (Usta) antrenmanıdır. Buradaki Usta sözcüğü ruhsal bir ilahlaştırma anlamında değildir, sadece öğretebilecek konuma geldiğini belirtir. Reiki Masterleri ikiye ayrılır. Biri Reiki’yi başkalarına öğretir, diğeri de Reiki’nin Ustası olup bol çalışma yapar. Öğretim süreci öğretene bağlıdır, bu onların felsefesine dayanır.
Gördüğünüz gibi Reiki’yi öğrenmek ve özümsemek aslında senelerce süren çalışmaları gerektirmektedir. Günümüzde ise daha çok Batı Reiki’si ile uğraşanların birkaç kurs ile kendilerini şifacı olarak tanımlamaya başladıklarını görebiliriz. Bu tıpkı Karate dersleri almaya gidip birkaç hafta sonra dövüş sanatlarını iyice öğrendiğini sanmaya benzemektedir. Bir de önemli bir eleştiri daha yapmak isteriz, o da “Uzaktan Uyumlama” hakkındadır. Bir insana (ya da insanlara) yardım etmek istiyorsanız, olumlu düşünmek ya da pozitif enerji göndermek yerine gerçekten bir şey yapınız(!). Niyetiniz iyi bile olsa, “seni umursuyorum” mesajını da verseniz de, manevi destek kadar fiziksel bir yardımlaşma da şarttır.
Mikao Usui Ve Reiki’nin (Yeniden) Doğuşu
Dr. Mikao Usui, 1865 yılında Japonya’da doğdu. Hayatında birçok ülke gezmiş ve Tarih, Tıp, Psikoloji, Hristiyanlık, Taoizm, Budizm gibi alanlarda çalışmalar yapmıştır. 19.yüzyılın sonlarına doğru Mikao Kyoto’da (Japonya) Doshisha Üniversitesi’nde bir baş öğretmendi.  Bir gün, bazı öğrenciler ona gelip öğretilerine inanıp inanmadıklarını sordular. Özellikle İncil’deki İsa peygamberin şifa verme özelliği konusunda merak ettiler. Kanıt isteyen öğrencilere bakarak Mikao bu şifanın nasıl yapıldığını bilmediğini, ve araştırıp öğrenmeye çalışacağını söyledi. Bunun üzerine ABD’ye gitti ve orada Şikago Üniversitesi’nde Teolojiyi araştırdı, fakat araştırmalarında istediklerini bulamadı. Buddha’nın şifa özelliğine de sahip olduğunu bilerek bu sefer Budizm inancını araştırmaya başladı. Amerika’da 7 yıl kaldıktan sonra Kyoto’ya (Japonya) geri döndü, çünkü Kyoto’da Budist tapınaklar ve metinler bulunuyordu. Birçok Budiste bu soruları sorduğunda, Budist rahipleri bu sorularla pek ilgilenmediler. Fakat daha sonra bir Zen baş rahibi (Zen Abbot) ile tanıştı, ve ona yardım etmek istediğini söyleyip Kyoto dışında manastırında kalma teklifinde bulundu. Mikao burada kalıp araştırmalarına devam etti. Budizm Çin’den Japonya’ya geldiği için bazı yazıtları anlayabilmek için Çince öğrendi, ardından da Sanskritçeyi öğrendi. Sonunda Buddha’nın şifa özelliğini incelerken aradığını buldu, fakat bulduğu sembolleri nasıl kullanacağını bilmiyordu.
Bunun üzerine 1922 yılında Kurama Dağına çıktı ve orada 21 gün boyunca meditasyon (oruç, zikir ve dua da yer almış olabilir) yaptı. Kaç günün geçtiğini anlamak için önüne 21 tane taş dizdi ve geçen her gün bir tanesini attı. Söylenenlere göre, son günün sabahında kendisine doğru yaklaşan bir ışık gördü. Işık gözlerine yansıdı ve birden onu yere devirdi. Uyandıktan sonra Mikao gökyüzüne baktı ve gökkuşağının renklerini gördü. Daha sonra beyaz bir perde görmeye başladı ve bu perdenin üzerinde altın renginde Sanskritçe sembollerini görmeye başladı ve mistik bir vahiy ile Taç Çakrası (başın üzeri) yoluyla vücuduna bu sembollerin anlamları, bilgileri ve ruhsal gücü aktarıldı ve sanki kendisine şu sözler söyleniyordu; ”Hatırla, hatırla, hatırla.”
Hoş bir hikayeye benzese de, bu kişisel bir deneyim olduğundan dolayı bunun doğrulanabilmesi mümkün değildir. Ayrıca oruç ve meditasyonun insan bedeni ve zihni üzerindeki etkileri de bilinmektedir. Meditasyon ile bir şekilde rahatlama sağlansa bile aynı zamanda beden-içi ve beden-dışı türünden deneyimlere de yol açmaktadır, ve oruç tutmak da bu etkiyi arttırabilmiş de olabilir. Oruç hakkında yazdıklarımızı buradan okuyabilirsiniz. Meditasyon konusunu da içeren bir yazımızı da buradan okuyabilirsiniz. Kısacası Mikao’nun yaşadığı deneyim bir halüsinasyondan ibaret de olabilir.
Mikao’nun yaşadığı bu deneyimden sonra hikayenin devamında 4 tane mucizenin yaşanıldığı anlatılmaktadır;
İlk Mucize: 3 hafta boyunca oruç tutmasına rağmen, Mikao bu deneyimden sonra kendini yeniden canlanmış gibi hissetti.
İkinci Mucize: Heyecanla dağdan aşağı doğru koşan Mikao’nun ayağı bir yere takıldı ve ayak parmağı kanamaya başladı. Elini kanayan yerin üzerine koydu ve kanama durdu.
Üçüncü Mucize: Dağdan indikten sonra dışarıda bir yemek dükkanı gördü. Uzun süredir doğru dürüst yemek yemiyordu. Yemek servisini yapan yaşlı adamın torunu (kız) geldi, ve Mikao ona bakınca ağladığını fark etti. Neyi olduğunu sorunca, dişinin ağrıdığını öğrendi. Elini ağzına koydu ve ağrı birden geçti.
Dördüncü Mucize: Onca süredir oruç tutup aç kaldıktan sonra bol yememesinden sonra karnı hiç ağrımadı ve bedeni besinleri düzgün bir şekilde sindirdi.
Bunların hiçbiri mucizevi görünmemektedir, ancak üçüncü mucizeye baktığımızda, umarız dişçiler de Reiki’yi kullanmıyordur.
Sözde mucizelerin ardından Mikao daha sonra manastıra döndü ve baş rahibe olanları anlattı. Baş rahibin rahatsızlığını fark etti ve onu da şifa etti. Ne yapacaklarını düşünürken, gidip fakir ve hasta olan insanlara yardım ettiler. Orada 7 yıl boyunca kaldı. Fakat şifalandırdığı kişiler tekrar geliyordu. Bunun üzerine Mikao şunu anladı ki, insanların hayatlarını düzeltmeleri ve şifa almaya hazır olmaları gerekiyordu, çünkü şifa istemeyen insanlara şifa aktarımı olamıyordu. Ve böylece Mikao, Nisan 1922’de Tokyo’ya (Japonya) taşındı ve Reiki ile iyileştirmek ve öğretmek adına Usui Reiki Ryōhō Gakkai’yi kurdu (Geleneksel Mandarin’de; Usui’nin Ruhsal Enerji Terapi Metod Toplumu anlamına gelmektedir). Usui hayatı boyunca yaklaşık 2000 kişiye Reiki’yi öğretti ve bu öğrencilerden 16 tanesi Master Derecesine gelene kadar çalışmalarına devam ettiler. Fukuyama’da 9 Mart 1926 (60 Yaşında) yılında Usui eğitim verirken beynine giden kanın engellenip tıkanmasıyla yaşamını yitirdi.
Mikao hayatını kaybetmeden önce 5 prensip oluşturdu. Bu öğretilerin kökenleri Japon Imparatoru Meiji’ye (1818-1912) dayandığı söylenmektedir. Bu prensipler şunlardır;
(1) “Bugün, sadece bugün kızma hiçbir şeye….”
(2) “Bugün, sadece bugün endişelenme……”
(3) “Bugün, sadece bugün sahip oldukların içi müteşekkir ol….”
(4) “Bugün, sadece bugün kendini işine ada….”
(5) “Bugün, sadece bugün insanlara karşı nazik ol ve iyi davran….”
Mikao’dan sonra öğrencilerden biri olan J. Ushide Gakkai toplumun başına gelir. Mikao’nun 16 Master olan öğrencilerin aralarında Toshihiro Eguchi, Jusaburo Guida, Ilichi Taketomi, Toyoichi Wanami, Yoshihiru Watanabe, Keizo Ogawa, J. Ushide ve Chujiro Hayashi vardı. Mikao hala hayattayken Chujiro Hayashi Reiki’nin daha basit bir şeklini oluşturmak hakkında konuşmuştu, ve Mikao öldükten sonra Chujiro bulunduğu Gakkai

Chujiro Hayashi Kaynak: https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/1/1d/Chujiro_Hayashi.jpg/150px-Chujiro_Hayashi.jpg

toplumunu bıraktı ve kendi kliniğini açarak Reiki’nin daha basit teknikleriyle şifacılık yaptı ve öğretti. Öğrenenlerin arasında Hawayo Takata isimli biri bulunuyordu. Birçok seanstan sonra Chujiro, Takata’yı eğitti ve onu 1938 yılında Master derecesine getirtti. Takata, Hawaii’de bir sürü Reiki kliniği açtı ve daha sonra Amerika’ya giderek ilk iki dereceyi öğretmeye başladı. Master derecelerini 1970 yılından sonra ilan etmeye başladı ve 1980 yılında öldü. Toplamda 22 tane Reiki Master’ı yetiştirmeye başardı. Ve böylece Reiki doğu dünyasından batı dünyasına da yayılarak Dünyaca tanınmış bir alternatif tedavi haline geldi.

Genel Eleştiriler
Reiki’nin gelişimi ve yayılışı konusundaki hikaye hoş olsa da ve oluşturulan 5 prensip de faydalı görünse de, işin bilimsel tarafını da ele almamız gereklidir. Bu yöntem ile maalesef AIDS ya da Kanser gibi insan sağlığına ciddi tehditler oluşturan hastalıklar tedavi edilemez. Bunların yerine “ağrı, stres, uykusuzluk” gibi küçük sorunlarda etkili olabilir, ancak aynı etkiyi hoşunuza giden şarkılar dinleyerek, sizi umursayanların yanlarında bulunarak ya da hoş bir ortamda bulunarak da yaşayabilmeniz mümkündür. Bazı insanlar hastanede gördükleri tedavi ile çıkışta Reiki uygulamasına giderek iyileşmeye başladığında ise bu iyileşme sürecinde Reiki’nin de bir etkiye sahip olduğunu iddia edebilecektir. Yine de alternatif tedavilerin uygulanmasında bazı sağlıkçılar bir sorun görmese de hastaların normal tedavilerine de devam etmeleri uyarısında bulunmaktadırlar.
Mikao Usui’nin dağda tam olarak neler yaptığını ve neler deneyimlediğini bilemeyiz ve doğrulayamayız. Kişisel tecrübeler bu sebeple bilim camiasında bir şeyi kanıtlamak açısından kanıtlama yöntemlerinin en zayıf olanlarındandır. 21 günlük meditasyon ile orucun olduğunu düşünürsek, Usui’nin bir çeşit halüsinasyon yaşadığını düşünebiliriz, ancak yaşadığı deneyim gerçek olsaydı bile, bu yine de Reiki’ide bahsedilen enerjinin doğruluğunu göstermemektedir. Uzaya gönderdiğimiz uydu ve araçlardan sinyal alabilirken, bahsedilen “Ki” enerjiye dair hiçbir ölçüm elde edemedik. Reiki seansında bulunurken hoş bir ortam, mumlar, sakin müzik, bir insanın dokunuşları gibi şeylerin yer almasıyla belki de iyi hissedebilirsiniz, ancak ünlü skeptik James Randi’nin de belirttiği gibi, “iyi hissetmek” ve “iyi olmak” iki ayrı şeydir.
Yazan (Orjinal yazı): Arsel Acar (Evrim Ağacı)
Kaynaklar Ve İleri Okuma:
Facebook Yorumları