Anoreksiya

Görselde gördüğünüz iki kişi aynı insan. Son zamanlarda internet haberlerinde sıklıkla gezinen Yunan gazeteci Nana Karagiannis Annita. Onu bu hale getiren nedir diye merak ediyorsanız, cevap ölümcüldür: anoreksiya.

Bilimsel adı anorexia nervosa olan bu hastalık, gazeteci Annita ile birlikte Dünya’nın gelişmiş ülkelerindeki kadınların %0.3’ü ila %1’i arasını, erkeklerin ise %1’i civarını tehdit ediyor. Vakaların %40’ı 15-19 yaş arasındaki dişiler. Tüm vakaların ise %70 civarı dişilerden oluşuyor. İnsanlığı epidemik olarak tehdit eden obezitenin suratına sırıtan bir tezatlık gibi gözüken bu zihinsel hastalık, yaygın olarak gelişmiş ülkelerde görülüyor. Çünkü anoreksiya bir “yiyememe hastalığı”ndan çok bir “yememe hastalığı” olarak karşımıza çıkıyor. Yani yiyecek bulamamak değil bu hastalığın nedeni, yiyecek bulunmasına rağmen yemeyi reddetmekten kaynaklanıyor.
Hastalık için “ölümcül” kelimesini kullandık, çünkü ölüm oranları son derece yüksek: 9282 katılımcı üzerinde yapılan araştırmada, hastalığın bu deneklerin ortalaması olarak 1.7 sene içerisinde sonuca vardığı gözlenmiştir (elbette bu bir ortalamadır, 1.7 senenin altında sonuç görülebileceği gibi, 1.7 senenin üzerinde de sonuç gözlenebilir). Hastalık, sanılanın aksine her zaman kronik ve ölümcül olmak zorunda değil; birçok hastanın tedavi sonucu iyileştiği gözlenmiştir. Buna rağmen, bu deneklerde yapılan araştırmaya göre ortalama 1.7 sene sonunda anoreksiyaya yakalanan her 100 hastadan 5 ila 20 tanesi ölüyor. Üstelik bu ölümün nedeni yemek yememenin neden olduğu bedensel ve ek zihinsel sorunlar! Bu sorunlar arasında kalp krizleri, kalp yetmezliği ve intihar da bulunuyor.
Anoreksiya, yakalanmadan durdurulması gereken bir hastalık, çünkü tedavisi çok zorlu ve çok uzun: tedavi görenlerin %30’u hastalığa yeniden yakalanıyor, tedavi süresi 57-79 ay arasında değişiyor ve tamamen kurtulabilenlerin oranı %76 civarında. Hatta 10-15 yıl boyunca uygulanan tedavilerde bile hastalığın geri dönebildiği gözlenmiştir. Ne kadar tedavi uygulanırsa uygulansın hastaların asla eski hayatlarına dönemediği de biliniyor. Kısaca anoreksiya, uzak durulması gereken, son derece tehlikeli bir hastalık!
Peki nedir bu anoreksiya? Nasıl oluşur?
 
Anoreksiya, tanım olarak, kilo almaktan aşırı korkma sonucu oluşan yeme bozukluğudur. Buna düzensiz yemek sınırlandırmaları ve beynin vücudu çarpık bir biçimde algılaması da dahildir. Yukarıda değindiğimiz gibi çoğunlukla dişilerde görülen bu hastalık, aşırı kilo kaybına ve bunun sonucunda vücudun işlevini yitirmesine neden olur.
Hastalık öncelikle istekle başlamaktadır. Bireyler, kilo almamak için aşırı az beslenmeyi tercih ederler. Bu süreçte, beyin besin azlığından etkilenerek sorunlar yaşamaya başlar. Birey, ne kadar zayıf olursa olsun kendisini kilolu olarak algılamaya başlar. Yani beynin algısı bozulmaktadır (algısal önyargılar devreye girmektedir). Bunun sonucunda aşırı sık tartılma, ölçülme ve aynada kontrol etme davranışları gelişir. Tam bir “modern çağ” hastalığı olan anoreksiyanın genelde 13-17 yaşlar arasında başlaması da tesadüf değildir. Hatta teknolojinin ilerlemesi ve insanlardaki “mükemmel vücut” merakının artması, anoreksiyanın başlama yaşını son on yılda 9-12 arasına kadar çekmiştir.
Anoreksiya hastaları açlık hissederler; ancak kilo almamak için yemek yememeleri gerektiğini düşünürler. Bu yüzden ya çok az yemek yerler ya da hiç yemezler. Ortalama bir anoreksiya hastasının başlangıçtaki günlük kalori alımı 600-800 kaloridir. Normalde bunun ortalama 1400-1800 olması gerekir (kişiden kişiye değişmekle birlikte). Açlığın devamlı olması, ghrelin isimli açlık hormonunun vücutta aşırı fazla bulunmasına neden olur. Ancak bu hormona ve beyinde yarattığı baskıya rağmen birey inatla yiyecekte uzak durur, açlığını görmezden gelir ve yemek yemez. Bunun sonucunda beyinde hasar oluşmaya başlar ve psikolojik sorunlar görülür.
Belirtileri
 
Anoreksiya hastalarında kabaca aşağıdaki belirtiler gözlenir:
• Kendi yaşının ve cinsiyetinin uygun vücut kitle endeksinde kalmayı reddetme,
• Amenore: 3 defa arka arkaya adet görmeme,
• En ufak kilo alımından bile korkma ve buna karşı aşırı önlem alma,
• Belirgin ve aşırı kilo kaybı,
• Lanugo: yüz ve vücutta yumuşak, ince kılların oluşumu,
• Zayıf olmaya rağmen zayıflama diyeti yapma merakı,
• Kendini zayıf olmaya rağmen kilolu, aşırı kilolu ve hatta obez görme,
• Depresyon,
• Yalnızlık,
• Tükürük bezlerinde şişme,
• Kıl kaybı,
• Yorgunluk.
Liste böyle uzayıp gidiyor. Bundan çok daha fazlası da var; ancak bunlar temel olanları… Bunlara bağlı olarak gelişim bozuklukları, ergenlik sorunları, kemik kaybı, kalp hastalıkları, aritmi, diğer sinirsel bozukluklar ve sonunda ölüm gelmektedir.
Anoreksiya Nedenleri
 
Henüz nedenleri tam olarak bilinmeyen bu hastalık hakkında birçok farklı görüş bulunmaktadır. Kimi zaman bireyin kendiyle ilgili görüşleri anoreksiyayı tetiklemekteyken, kimi çalışmada kilolu bir bireyin sıradan bir kilo kaybının “beğenilmesi” sonucu bir abartıya dönüşmesiyle de anoreksiyanın geliştiği görülmüştür. Benzer şekilde parazitik bir hastalık sonucu kilo kaybının da zamanla anoreksiyaya dönüştüğü bilinmektedir. Kısaca ana etmen olarak “ilk kilo kaybı” ve bundan sonra gelen abartılı kilo kaybı isteği anoreksiyanın başlatıcı sebebi olarak görülmektedir.
Bunun haricinde yapılan araştırmalarda birçok genetik ve hormonal etken de tespit edilmiştir. Örneğin yapılan bazı çalışmalar, anoreksiyanın %56-84 oranında kalıtsal olabileceğini göstermektedir. Başka çalışmalar tam 43 gende görülen 128 farklı çok biçimliliğin anoreksiyayla ilişkisini tespit etmiştir. Bu genlere bağlı olarak hücresel reseptörler ve hormonal salgılar etkilenmekte ve anoreksiya görülme riski artmaktadır.
Biyolojik nedenlerden başka bir diğer önemli etken, sosyokültürel yapıdır. Arkadaşlar arasındaki baskılar, modaya uyma merakı, aidiyet duygusunun pekiştirilmesi isteği gibi dürtüler anoreksiyayı tetikleyen önemli unsurlar olarak görülmektedir. Yapılan çalışmalarda dişilerin bu hastalığa yakalanma ihtimallerinin erkeklerden 10 kat fazla olduğu görülmektedir. Ayrıca medyadaki görüntülerin ve “mükemmel vücut” reklamlarının da anoreksiya hastalığında artışa neden olduğu bilinmektedir. Örneğin yukarıdaki Yunan gazetecinin durumu buna benzerdir: gazetecilikte güzelliği ile ses getirdikten sonra mankenliğe başlayan Annita, kısa sürede “daha zayıf olarak daha güzel olabileceğini” düşünerek anoreksiya bataklığına sürüklenmiştir. Hastalık onu görseldeki hale getirmiştir.
Tedavisi
 
Malesef anoreksiyanın net bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır. Birçok farklı şekilde tedavi çalışmaları sürdürülmektedir. Çünkü tedavi, kişiden kişiye farklı başarılar göstermektedir; zira bu hastalık, diğer hastalıklardan biraz farklı olarak kişinin isteklerinde bitmektedir. Ne var ki fizyolojik ve psikolojik olarak hasar gören beyin, sağlıklı kararlar alınmasına engel olmaktadır.
Tedavi amacıyla doktorlar hastalara zorla yemek yedirmeye çalışmaktadırlar. Çoğu zaman hastalar bunu reddetmekte, yediklerini kusmakta ve hastaneyi terk etmek istediklerini belirtmektedirler. Bu durumda damar yoluyla besleme yapılabilmektedir; ancak bunun etkisi normal diyete göre oldukça zayıftır. Yemeyi başaran hastalarda kalori alımı günlük 1200’den başlatılarak giderek arttırılır ve kaybedilen kilolar geri alınmaya çalışılır.
Tedavi sırasında olanzapin gibi ilaçlara da başvurulmaktadır. Bu ilaçların iştah arttırıcı etkisi sayesinde beslenmenin düzene bindirilmesi hedeflenmektedir.
Ancak tedavinin en önemli evresi terapidir. Bilişsel davranış terapisi, kabullenme ve adama terapisi, aile terapisi gibi yöntemlerle hasta eski haline döndürülmeye çalışılır.
Ancak daha önce de belirttiğimiz gibi, hastalığın geri dönme ihtimali bulunmaktadır. Bu yüzden bireyler, kendilerini oldukları gibi kabullenmeli ve bilim insanlarınca konulan sağlıklılık kriterlerini abartmamaya önem göstermelidirler. Çünkü anoreksiya gibi hastalıklar sinsice gelirler ve fark etmeden insanı ölüme kadar götürebilirler. Özellikle algılar da etkilendiği için, çoğu zaman hastalar içinde bulundukları durumu sağlıklı olarak analiz edemezler. Bu yüzden çevrenizde de bu şekilde takıntıları olanlar varsa acilen uyarınız ve hemen doktor yardımı almalarını sağlamaya çalışınız.
Anoreksiya ile İlgili İstatistikler
 
1. Dünya üzerindeki her 200 kadından 1 tanesinin anoreksiya hastası olduğu düşünülmektedir.
2. Bir diğer araştırmaya göre sadece Amerika’da toplam 7-8 milyon dişide ve 1 milyon erkekte anoreksiya hastalığı görülmektedir.
3. Anoreksiyanın en yaygın sebeplerinden biri olarak depresyon görülmektedir. Depresyon kimi durumda bir sebep, kimi zamansa bir sonuç olmaktadır. Anoreksiyaya yakalananların %75’inde depresyon bir neden olarak belirlenmiştir.
4. Anoreksiyaya yakalanan her 10 kişiden sadece 1 tanesi tedavi görmektedir.
5. ABD’deki 15-24 yaş arası dişilerde anoreksiyadan ölme riski, diğer tüm ölüm sebeplerinin riskleri toplamından 12 kat daha yüksektir.
6. Anoreksiya hastalarının %85’i 20 yaşına ulaşmadan teşhis edilmektedir.
7. Anoreksiyaya yakalananların önemli bir kısmı ömrü boyunca bu hastalıkla mücadele etmek zorunda kalmaktadır; ancak 8. profesyonel destek ile bu çok daha kolay olabilmektedir.
9. Erkekler bu hastalıktan korunmamaktadır. Bir erkeğin anoreksiya olma ihtimali %3 olarak verilmektedir.
10. Yapılan bir araştırmaya göre anoreksiya hastalarının %5-10 arası, hastalığa yakalandıktan sonra 10 sene içerisinde ölmektedir. %18-20’si hastalık oluşumundan sonra 20 sene içerisinde ölmektedir. Hastaların sadece %30-40 kadarı tamamen iyileşebilmektedir.
11. Anoreksiya ergenler arasındaki en yaygın 3. kronik hastalıktır.
12. Anoreksiyayı en çok tetikleyen nedenlerden biri de manken vücutlarına erişme merakıdır. Ortalama bir Amerikalı dişi manken, manken olmayan Amerikalı dişilerin %98’inden daha zayıftır.
 
Kaynaklar ve İleri Okuma:
Facebook Yorumları